Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 
About Me Member General Poet alpertungataktak25/Male/Turkey Recent Activity Deviant for 3 Months
Needs Premium Membership
Statistics 39 Deviations
219 Comments
796 Pageviews

Newest

deviantID

DUYGU YÜKLÜ VAGONLARLA İDEALARIN BUĞUSUNA

Her şeyin başı gibi Tanrı’nın adıyla başlar bizim de hikâyemiz…

Çocukluğunu büyük adamların hayatlarına öykünerek geçirmiş bir çocuğun zaman içersinde edinilmiş tecrübeler ya da siz nasıl diyorsanız öğrenme sonucu insanın içinde şişen, biriken bir takım duygu ve düşüncelerin şifrelenmiş kelimeler ve devrilmiş cümlelerle ifadesidir benim için şiir. Ve hayranıyım hala kendimi yolunda bulduğum bu hayatımın.

Dediğim gibi şifrelenmiş kelimeler ve devrilmiş cümleler, dürüstlük peşinde koşmanın onuncu köyünde kulağıma fısıldandı şu cümle:” Yazdıklarım benimle yine benim aramda kalan sırlarımdır.” İşte bu cümleyle başlar susmanın dürüstlüğü ve sükûtun altınlığı…

Saflığıyla övgü toplayan kalbimin zaman içersinde biraz kirlenmesiyle bencil düşüncelere itti beynim kedini. Aslına bakarsanız bu bencilliğin adı göreceliliktir ve yazdıklarımın sırdaşlığında “Şiirin dili erotiktir.” Yani asıl ifade etmek istediğiniz şeye elbise giydirmektir ve sırdaşlıkla erotikliğin girdiği ilişki sonucu doğan ironidir. Yazının başında da dediğim gibi öykündüğüm o büyük adamların cümlelerinden öğrendim göreceliliğin nasıl bir şey olduğunu “İnsan her şeyin ölçüsüdür, yani verilen herhangi bir şey bana, bana göründüğü gibi; sizeyse size göründüğü gibidir.” (Pratogoras). Kendisine öykündüğüm bir başka büyük adam da şöyle derdi: “Göz, ancak bireyin bildiği kadarını görür.” (J. W. Von Goethe). Bu bahsetmiş olduğum şeylerin özü eğer şiirlerimi okursanız onlara benim yüklediğim anlamları bir kenara bırakip kendi hesabınıza bir şeyler çıkarabilmenizi tavsiye etmektir. Ve de işinizi kolaylaştırabilmek açısından.

Şiir hissetmekle başlar, hissettiğini yazabilmekle oluşur. Şiiri sanat yapan ise avam bir dilin çiplaklığından sıyrılip hissettiklerinizi istediğiniz gibi giydirip başkalaştırarak yazabilmektir. En azından kendi şiirlerim için bu kanaatteyim. Hissetmekle neyi kastettiğimizi şu şekilde açıklayabilirim belki. Bir gün bir yönetmenin ağzından duyduğum bir söz vardı: “Ben bir şeylere kızmadan, sinirlenmeden kamera arkasına geçemiyorum.” İşte böyle bir şey hissetmek ve onu sanata kavuşturup, ona vücut buldurmak.

Dediğim gibi yolunda olmayı sevdiğim bu hayatta aşk şiirleri de yazdım fakat bir yaştan sonra aşk hakkındaki duygu ve fikirlerimi de sorgulamak zorunda kaldım. Sokrates’in bir cümlesiydi bu zihinsel evirilmeyi başlatan “Sevdiği sen değilsin, sen de bulduğu bir şeydir.” Anladım ki meğerse ben hayatımda hiçbir kadını sevmemişim, sevmek fiilinin kendisi kadar. Hissettiğim şeylerin derecesi hep aynıydı hiç birinde değişmedi ne bir eksik ne bir fazla. Korktuğum ya da kaçtığım için değil, birinin peşinde Mecnun olmaya değmeyecek kadar kısa bulduğumdan hayatı. Belki de çok uzun bir zaman olalı, olmayacak bir dua için alnımı secdeye koymayalı veya dibini görmediğim bir kuyuya taş atmayalı. Galiba aşk bir ihtiyaç kredisiydi ilham perilerime ödenecek rüşvetler için.

Büyüdükçe, büyüklerin de benimle aynı sofrada oturabildiğini gördüm. Şiirlerini hiç okuyamadığım bir İspanyol şair vardı şiirlerini ısrarla insanlarla paylaşmaktan kaçan “insanlar onca medeniyete rağmen hala birbirlerini sevmeyi öğrenemediler.” Diyerek. Ben daha fazla dayanamadım, benim yolum çile yolu değildir. Kimse tutmadı elimden ya da itmedi arkamdan şair ol diye. Toplumdan baskı da gördüm bu yolda o yüzden ne sığındım toplumcu gerçekçi yalnızlıklara ne de avam edebiyatlara. “Sanat benim için ve sanat, sanat için.” diyerek yazdım gök kubbelere ve fildişinden kulelere. “Hayatta en büyük ideolojim, ideolojisizm.” Diyerek ne gittim birilerinin kuyruğundan ne de sürükledim birilerini arkamdan. Bir bilet aldım kendime ve başladım duygu yüklü vagonlarla ideaların buğusuna doğru yolculuğa…

ALPER TUNGA TAKTAK

2 AĞUSTOS 2009 PAZAR 9:35 BOLVADİN/AFYON

SAÇMA' LARDAN SEÇME' LER

Wed Aug 12, 2009, 4:02 AM
“SAÇMA”LARDAN “SEÇME”LER
Bu konuya giriş yapmadan önce şunu belirtmem gerekir ki; konunun başlığını, küresel terörizmden kaynaklanan her türlü beyin yıkama faaliyetlerine karşı olarak, bedenlerinizi değil, “zihinlerinizi bombalamak” için seçtim. Sonuçta, bedenlere sahip olunabilir ama ruhlara ve zihinlere asla. Saçma adımız da zihin bombası olmaktadır.
Yenidünya sisteminin buyurduğu yani enformasyon (sanayi ötesi toplum) devriminin emrettiği şekilde, ‘Beynim var ve ben bir dünya vatandaşıyım.’ kelamından kaynaklanan zihin pazarlamacılığının bir eri pardon bireyi olarak (nasıl olacaksa?) huzurlarınızdayım. Bu arada zihnim, “bir hayat kadını” edasıyla kıvırtabilir. Kusura bakmayın. Neyse sözü uzatmadan asıl konumuza gelelim.
Hayatımızda, yaratıldığından beri, insanoğlu bir sistem oldu ve hep bizlerden bu sisteme uymamız istendi. Ne olmak istediğin sorulmadı sadece ne olman gerektiği emredildi. Bizler de sosyal statülerimizin gerektirdiği rolleri, hayat denilen sahnede oynamaya çalıştık ve her zaman emredilen şeylerin üzerimizde “sonradan eklenmiş öz”den bir şey olmadığını apaçık bilerek oynadık. Oynamaya devam mı ediyoruz yoksa?
Hep bir şeylerin hep birilerinin muadili olduk. İstenilen, alınan, satılan olduk. Ne yazık ki kendimiz olamadık ve biliyorum her şey bize sonradan eklenmiş olacak. Nereden olursa olsun, fark etmez, sonuçta eklenecek ya sonradan ona bak. Tüh, bakın emir kipi kullandım, söylemiştim; kıvırtabilirim diye. Dilimden kaçtı. ‘Sistem içinde varım o halde düşünüyorum da’ bu da René Descartes’ten çek - yapıştırımız olsun emeğe ve emirlere saygıya binaen.
Üzerime giydiğim şey benim ve bana ait olduğu zaman yakışır. Bir fikir ancak onun babalarına yakışır ama bizler hep kendimize sonradan ekleme uğraşı içersindeyiz utanmadan emeğe saygı duymadan. Bu laf gelmiş geçmiş her sistem ve onun babaları için söylenmiştir hadsiz ve hesapsızca. Bir şeyin başı olmak varken neden kuyruğu olasın ey insanoğlu! Emeğe ve kendine saygın olsun! Friedrich Von Nietzsche’ye gönderme yapalım; ‘Böyle buyurdu sistem’ diyeceksin ama nereye kadar! Yine dilden kaçan bir kıvırtma ve ardından gelen emir kipleri ama anlaşmayı başta yapmıştık kusura bakmayın.
İnsanoğlu çiğ süt emmiştir. Kopekler de ama kopek kelimesinin karşılığı sadakatten gelen sadıktır. Bizler peki bize sonradan eklenenlere sadakatten mi yoksa sistem bunu buyurduğu için mi bu kadar gözü kapalıyız ya da at nalı peşindeyiz. Hep iyi niyetleri suiistimal edilmiş. İyi niyetinin karşılığı olan kötü niyeti de bir çatışma eseri insan açığa vurmuştur. Bunların sonucu insan insanlığına yabancılaşmıştır ve sokakları insan taklidi yapan yapay zekâlar, ondan geldiğini kabul etmesi istenilen bir maymun kadar zeki olmayı sonradan eklendiği için beceremeyen insancıklar doldurmuştur. Buradan da Karl Marx ve de Charles Darwin’e saygılarımızı posta pullarıyla gönderelim.
İnsan, sırtında heybe taşıyan bir keloğlandır. Her cümlesini eylemini heybesine atıfta bulunarak gerçekleştirir. Ya da çapının genişliğine göre bir kaptan mağara adamıdır. Bünyesinde her şeyi barındırmaya çalışan. ‘Göz ancak bireyin bildiği kadarını görür.’ Der Johann Wolfgang Von Goethe. Saygılar bizden efendim.
Sistem içinde kukla olmayı bünyesinde barındırmayı başaramayan bir insandır Fyodor Mihailoviç Dostoyevski ve kinini kusmuştur ‘Yer Altındaki Notlar’ına, insana zarar vermemiştir ama. Benim de çatal dilli kelimelerim canınızı acıttıysa kusura bakmayın bir yazıdan ibaret sonuçta.
İnsanlara cinsel yaklaşımlarda sonradan eklenmiş gibi görünüyor. Freudizyak’a pardon Sigmund Freud’a göre ‘her yapip etmelerimizin bilinçaltına yerleşmiş cinsel eğilimlerle alakası vardır.’ Sokaklarda üzerlerine sonradan eklenmiş abazalar görüyorum kadın erkek fark etmez. İnsanlıklarına yabancılaşmış. Ahh! İlahi Marx, yine karşımdasın sırılsıklam.
‘Hiçbir evlat atasının günahlarından dolayı yargılanamaz.’ Der Maksim Gorki. Neden o insan zaten kendine sonradan yüklenenlerle yaşamaya mahkûm olacaktır zaten. O yüzden boşuna uğraşmayın mı? Ne demek istemiş acaba?
Beni bir fikre bağlatmayın, acıyın bana isterim. Kurdun boynu kalındır, her işini kendi görür sonuçta. Sosyopata bağlasam da kendimi, cürümüm kadar yer yakarım ancak. Adolf Hitler değilim ben; gelin istemem peşimden, kendi yolunuzu seçin isterim. Neo-nazizm bile sonradan eklenmiş gibi durur üstümde.
Turgenyev diyor ki ‘Babalar ve Oğullar’ üzerine olan denemesinde pardon romanında ‘Bir Bazarov uşak var alayınıza rest çeken’ kusura bakmayın ben bir çapsızım o yüzden nihilizmin ve anarşizmin ne olduğunu bilemem. O zaman, sonradan eklenmesin diye, bu konuyu da geçelim, boş verin.
Ben, bir paranoyik şizofrenim, kendi kendisiyle kavga veren dövüş kulübü filmine binaen. İsterim ve de beklerim sistem kendi kendisini çökertsin diye. Beklesem olmuyor, G-8’liler, “hep Rabbena hep bana” diyor oryantalist bir çerçevede. Dan Brown’ın ‘Çoğu hedefliyorsan azı kendinden feda et.’ sözüne binaen ikiz kuleler yıkılıyor. Sistem çökmüyor kendine çalışıyor o halde. Oradan Nicolo Machievelli de ‘Amaca giden her yol mubahtır.’ Diyor. Ben de bu ne lahana ne de turşu diyorum. Samuel Huntington buyuruyor ‘Medeniyetler Çatışması’nı önümüze, ne duruyoruz bombalayalım o halde. Anlıyorum ki; ben bir çapsızım hepsi bu.
Winston Churchill ‘hayatımın ilk 25 yılı özgürlük istedim. İkinci 25 yılı düzen istedim. Üçüncü 25 yılında da düzenin özgürlük olduğunu anladım’ diyor. Burada da yaş kemale ermedi, demek istediğimi yapabilirim; böyle düzensizlikler, çapsızlıklar… Churchill hakkında derler ki; ‘o insandan, dünyada bir tane daha olsaydı dünyanın yönü değişirdi’ Vardı; Mustafa Kemal Atatürk. Zaten dünyanın seyri değişti. Onlar gibi olamayacağım biliyorum, çapsızım. Atatürkçü gibi düşünemiyorum, sonradan eklenmiş duruyor bende, kendi kendime zavallıca düşünmek ve kafayı yemek dururken.
Yavuz Sultan Selim kupesine bir anlam takardı, kulağıma kupe olsun diye. Bizde kupe duruyor sonradan eklenen eşcinsel modeliyle. Dedik ya; çapsızım, iğreti duruyor yakıştıramadım kendime ‘namus belasına’ binaen.
Kont Lev Nikolayeviç Tolstoy hayatının sonuna kadar ararmış ‘Gerçek nedir? İnsan ne ile yaşar?’ diye. Ben de arasam ne çıkar, hayata bir kere geldiysem? Allah’ım sen soktun sen çıkart bu fikirleri zihnimden. Aciz kulunu bağışla hata ettiysem. Ve şeytan seslenir oradan ‘hani ölümüne kankaydık?’ sordu bana bunları pabucunu ters giydikten sonra. Mecnun der bunun üzerine; ‘Ey Leyla’m ben gerçek aşkı bulmuşum neyleyim seni?’ bende bir de onun mercekleriyle bakmak isterim Leyla’ya. Martin Luther’in ‘Çünkü mühim olan aracısız aşkımız.’ Sözüne binaen. Ve ardından Sokrates’in kabala büyüsüne uğramış ruhu hortlar zihnimde ‘sevdiği sen değilsin sen de bulduğu bir şeydir.’ Der. Çünkü mühim olan aşkımız hepsi bu, Ey İnsancık oğlu!
Ve işte sonunda insanoğlu hep sonradan eklenenlerle düşünmeye başladı karşılıksız. Kendi içimde devrim yaptım, matematiksel değildi bu, zihinsel bir süreç ve de süzgeç. Ben çapsızım anlamam 2+2=4 demekten. John Nash oradan sesleniyor ‘kendini gerçekleştirmek istiyorsan kafayı ye ve hayallerinin peşinden git.’ Alt tarafı bir Nobel ödülü için yapamam bu kadar lavukluk kusura bakmayın, ben bir çapsızım. ‘Yüreğimin götürdüğü yere gittim.’ Suzanna Tamarro’ya binaen hepsi bu.
‘Ruhum bir Tibetli rahip kentin loş caddelerinde; kalbim bir kuduz kopek’ Pasteur’ün dizlerinde der şair. Ama benim Ferrari’m yok, satamam bir bilge gibi. Param olsa Yahudi olma ihtimalim yüzde kaçtı sanki? Bir yanlış yapacaksam eğer onu doğru yapmak niyetindeyim. Ve ne kaybettiysem iyi niyetimden kaybettim. Sonuçta kendi düşmanımı da kendim oluşturdum çapımca, hayat diyalektik bir mekanizma... II. Abdülhamit Han bile tahttan indirilip sürüldüğünde ‘ne siz beni anlayabilmişsiniz ne de ben sizleri, yazık olmuş.’ Demiş. Oradan sesleniyor Necip Fazıl Kısakürek ‘İnsan ağzında bir tohum taşıyan kuştur. At atabildiğin kadar toprağa yeşermiyorsa sen değil toprak utansın.’ Ve bu söze bir de Nazım Hikmet Ran resitali gerekti. ‘Ben sende imkânsızlığı sevdim fakat asla ümitsizliği değil.’ Dedim ya mühim olan aşkımız.
Sadece kendimi gerçekleştirmek istedim hepsi bu çapsız halimle elimden gelen. Ancak bu kadarına yeter çatal dilli kelimelerimle resim çizme sanatım zaten. ‘Olmak veya olmamak’ derdindeyim William Sheakspeare’e binaen bir med-cezirdeyim. Beni bana yansıtsalar ben de dokuz köyden kovarım onu, haklısınız yani… Bu dediklerimde galiba bana sonradan eklendi.
Windows’ta bir yeni pencere açtım. Başkası kaldı mı alıntı yapacak diye yok galiba ben de şuna inandım; hayatta her şey vardır, her şeyde de hayat. Ben bir elinden geldiğince Müslüman olmaya çalışanım. İçimdeki Allah korkusudur beni Bin Ladin’in sakallısı kılmayan, ne de haram yiyen bir müftü. Şeytan bunun neresinde bende bildiğimi okudum çünkü. Kusura bakmayın ben lavuk ve çapsız size kaynakça sunamam oturup da. Okuyun ve öğrenin kendiniz, sonradan eklensin sizlere her şey. O kadar sohbet ettiğim çobana, emeğe saygı sonuçta. Peki ya benim emeğim?
Oackham’lı William’ın usturası ile kestim attım sonradan eklenenleri. Sonuçta ben sadece başınızda vızıldayip evrimini bekleyen bir at sineği olmak isteğindeyim. Yani kendimi gerçekleştirmek istedim hepsi bu!

ALPER TUNGA TAKTAK
2007 EGM YURDU/ANKARA

  • Mood: Pride
  • Watching: HIMYM
  • Drinking: Coke

Devious Info

  • Current Residence: Ankara
  • Interests: Coke and Cigarres
  • Favourite movie: Fight Club, Scent of Woman, Braveheart
  • Favourite band or musician: Cargo, TeoMan, Mor ve Ötesi
  • Favourite genre of music: Rock,Pop
  • Favourite artist: Al Pacino, Head Ledger, edward Norton, Brad Pitt, Mel Gibson, Jack Nicholson
  • Favourite poet or writer: Alexsandre Dumas, Goethe, Tolstoy, Dickens, Dostoyevsky
  • Favourite game: PES
  • Favourite cartoon character: Leonardo(TMNT)

deviantART Community Board

[x]

Comments


:iconeiake:
Thanks for the :+fav:

--
Zepadoodle.~

Zepadoodle means awesome in Amy language. :3
:iconfearyourimagination:
thank you for the favorite.

--
This is my what-cha-ma-call-it :]
:iconortitia:
Thanks for the fav ^^

--
I'm slow. I fave without commenting. I suck at writing. I fail. I make mistakes. I'm human. I get angry easily. I try to avoid drama. I have feelings. I'm a photographer. I'm a writer. I draw. I have opinions.
I don't mind if you're the same or not.
:iconladystrangenight:
thank you alot for the fav

--
Eemi
:iconsinjathelooner:
The art from Henk you faved moved to here: :iconeikneh666:

--

S ad
I njured
N obudy
J ourney
A nger


Howl and spred, if you want to...
H elp
O ur
W olves
L ive

[Do not click the [link] !]
:iconkalifornikasyon:
Online yakalarim ben adami !
Napiyorsun gecenin bu saati? :iconcropyou:
:iconalpertungataktak:
bu arada jop'un çok ürkünç :D

Site Map